KABIZLIĞA AĞIT

a.
Biz şiirin bittiği yere denk geldik.
Kült şiirler yazacaktık daha. Hakkımızda akademik çalışmalar yapılacaktı: [Enes Malikoğlu şiirinde sekter yaklaşımlar]
Ölmeden önce en az üç kitap çıkaracaktık. Birinin adı mutlaka “Esrimeler” olacaktı; üç bölümden oluşacaktı.
1. Lâl
2. Ala
3. Lâ!
İlk bölüm sessizliğimin imgeleriyle “inleyecekti” muhtemelen. İde’si olmayan bir hayatın tarihçesi… [of, ne afili!]
İkinci bölüm değişim sancılarından bahsedecekti eni-konu. Kodumu oturtmalı şiirlere hazırlık mahiyetinde.
Üçüncü bölüm asıl yankı uyandırıcı kısım olacaktı, feci halde. Evrimli-devrimli şiirler… İtirazı bol, suyundan da koy!
b.
Biz şiirin bittiği yere denk geldik. Antoloji. com’a yenildik.
- Kimse şiir okumuyor be abi!
- Kitabın 50 satsa iyi rakam.
- Şiir kitaplarını da hep şairler alıyor zaten.
- Şiirinin kavgasını vereceksin üstat. (gülüşmeler)
- Şiirim The Digest Reader’da çıkıyor bu hafta. (gülüşmeler)
- Sözün bittiği yerdeyiz. (GÜLÜŞMELER)

Enes MALİKOĞLU

Ğ dergisi

Yorum yapın

HERŞEY TÜCCARLARIN ELİNDE, BU KİTAP BİLE!

Hemen hemen her sene edebiyat dünyasında periyodik olarak bir feveran kopar. Biri çıkar “işte der, şiir bitti!”; bir diğeri artık iyi roman yazılmadığı kanısına varır ve roman sayısının artmasının kaliteyle ters orantılı olduğunu ilan eder. Melankolik öykülerden şikâyetçi olunur, “80 darbesi sonrası apolitik neslin hezeyanları” gibi afili laflar eder bazı abiler-ablalar. Genelde de bunları yaşlı başlı şairler, romancılar mırıldanır; kendilerinden sonra gelenleri ağızlarıyla kuş tutsalar benimseyemezler. Bu kibirli amcaların iddialarının aksine şiirin bittiği yoktur, güzel romanlar hala yazılıyordur ve öyküler eskisi kadar olmasa da etkisini sürdürür. Eğer okunmuyorsa bu yazanın değil okuyanın sorunudur aslında. Lanet olası iletişim çağının doyumsuzluğuna kapılanlardır şiirden, öyküden, romandan nasibini alamayanlar. Yoksa zavallı edebiyatçılarımızın bunda bir suçu yok. Yazının devamını oku »

, , , ,

Yorum yapın

TENGRİYE

 

 

 

 

 

Nasıl oluyorsa oluyor,

Sesleniyor biri… Bir ses…

Ses:

[İnanmasam da bir ses var; hissediyorum!]

Mesela, örneğin:

bu uyumsuzluğu o emrediyor/

kullan diyor gibi,

“faranjit” kelimesini bir mısranın parmak arasına sıkıştır.

***

Yazının devamını oku »

,

Yorum yapın

Metin Önal Mengüşoğlu Şiiri

Edebiyat Ortamı Dergisi’nin şiir yıllığında Turan Karataş, Mengüşoğlu’nun son kitabı Bıçağa Basar Gibi hakkında hiç de adil olmayan değerlendirmelerde bulunmuş. Karataş’ın Mengüşoğlu’nun şairliğini sorgulayan tavrını görünce kendimize şunu soramadan edemiyoruz: “Sadece son kitabı değil koca bir şiir serüvenini değerlendirdiğimizde Türkçe şiire etkisini yadsımak mümkün müdür Mengüşoğlu’nun?” Münekkit olmak adil ve kuşatıcı bir bakış açısına sahip olmaktır bir anlamda da. Bazı şiir mecralarına sığınıp kendisini övecek genç şair tayfası bulmayanları şairlikten çıkarmak aslında münekkitlerin haddine düşmemeli. Bazı şairler vardır ki bunlar yazdıkları şiirden çok kendinden sonraki şairlere açtığı patikalarla isim yaparlar. Nazım Hikmet de başta olmak üzere adı-sanı kallavi olan birçok şairin rütbesi buradan kaynaklanıyor aslında.Onun eşsiz şiirlerden çok kendinden sonrakilere yol açmasıyla şiirimizdeki yeri önemlidir. Örneğin Ben Asyalı Bir Ozan kitabı “direniş şiiri kılavuzu” niteliği taşıdığı için  şiir tarihine yazılmıştır. Sosyalist olmadan da devrimci olabilmenin pratikliğini gösterir bize. Tüm şiir serüvenini göz önüne aldığımızda genel anlamda kılavuz niteliğindedir Mengüşoğlu şiiri ve kılavuzlar genelde başyapıt olmazlar. Şiiri dağdan düze indirir Mengüşoğlu şiiri. Söz oyunlarının aldatmacalarından kurtularak sade’ce anlatır anlatacak ne varsa. Tüm tarihe geçmiş şairler gibi “kötü şiir” yazma hakkına sahiptir o da. Özdemir İnce gibi şiirden zerre nasiplenmemişleri ulu şair kategorisine koyanları veya İsmet Özel’in rüzgarından nasiplendiği için şair sayılan Ataol Behramoğlu’na değinmeyip Mengüşoğlu’nu hedef almak ahlâklı gelmiyor bana.Üstat İsmet Özel’in son şiirlerine dokun(a)mayanların ikiyüzlü dünyasında yaşıyoruz maalesef.

NOT: Tasfiye Dergisi’nin 31. sayısında yayımladığım yazımda Tasfiye Dergisi’nin polemiklerden uzak durma politikası gereği yazıdan çıkardığım bölümdür.

Yorum yapın

ŞAHANLARDAN İSMAİL BEY’E ÇAĞRIMDIR

Paçalarım çamur oldu
Hadi gel de kısalt dede
Dünya bana bol geliyor
Hadi gel de daralt dede

Tarçın Bey öksüz kaldı
Urbalar süssüz kaldı
“Aslan”ın yönsüz kaldı
Gelip de sağalt dede

Karşılar kapıda seni
Yüce terzi İdris nebi
Kumaş öldü makas öldü ip öldü
Hadi gel dirilt dede

Not: Yakın zamanda vefat etmiş dünyanın en sade en vakur en efendi en iyi terzisi dedeme yazdığımdır. Estetizmin Canı cehenneme!!!

, , ,

Yorum yapın

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.